intercon logo
Hidrojen Üretimi ve Yeşil Hidrojen

Hidrojen Üretimi ve Yeşil Hidrojen

İklim değişikliği, BM Genel Kurulu’nun 1990’da iklim değişikliği ile ilgili bir çerçeve sözleşme için Hükümetler arası Müzakere Komitesi oluşturulmasına dair alınan ve 1992 yılında Rio de Janeiro’da gerçekleşen Dünya Konferansı ile müzakere süreci başlayan uluslararası bir güvenlik problemidir.

Sanayi devrimi ile başlayan süreçte, nüfus artışının da etkisiyle kaynaklar üzerindeki baskının artması, bugün insan eylemleri sonucu gerçekleştiği konusunda şüphe duyulmayan iklim değişikliğinin ortaya çıkmasına neden oldu. Devletlerin güvenlik ajandası içinde yer almaya başlayan bu problemin kontrol altına alınması için ortaya atılan çözüm yollarından bir tanesi enerji dönüşümüdür. Bu noktada, hem çevreden ekonomi ve güvenliğe kadar birçok alanda olumsuz etkisi olan iklim değişikliği ile mücadele hem de dışa bağımlılıktan kurtulmak adına yenilenebilir enerji öne çıkıyor. Bu dönüşümde, yoğun şekilde rüzgar, güneş, biyoenerji ve hidroelektrik sıklıkla gündem olsa da son yıllarda hidrojen enerjisi de dikkatleri çekmeye başlamıştır.

Son dönemlerde hidrojen enerjisi Paris anlaşması kapsamındaki “Karbonsuzlaştırma (Decarbonisation”) hedeflerini gerçekleştirmek için kullanılacak enerji alternatiflerinden biri olarak görülüyor.

Hidrojen enerjisi farklı renklerle temsil edilen bir üretim sürecine sahiptir. Bunun anlamı, farklı enerji kaynaklarıyla hidrojen enerjisi üretilebilmesidir. Bunlar; fosil yakıtlarla üretilen gri hidrojen, doğal gaz ile üretilen mavi hidrojen, henüz deneme aşamasında olan metanın termal parçalanması ile elde edilen turkuaz hidrojen ve yenilenebilir enerji ile elde edilen yeşil hidrojen olarak sınıflandırılabilir. Yeşil hidrojen, hem Paris İklim Anlaşması’nın taahhütlerini yerine getirmek için hem de dünyadaki enerji sorununun çözümü için bir fırsat olarak görülüyor. Bugün itibarıyla, tüketimi gerçekleşen 70 milyon ton hidrojen, fosil kaynaklardan elde edilmektedir. 30 yıllık süre zarfında ise hidrojen üretiminin yeşil kaynaklardan üretileceği düşünülmektedir.

Yakın dönemde Avrupa Birliği (AB) sınırları içinde 130 milyar dolarlık hidrojen enerjisi projesinin hayata geçirilmesi beklenmektedir. Dahası, Yeşil Mutabakat belgesi dahilindeki 2050 yılında sıfır emisyon hedefi çerçevesinde AB liderleri 2030 ve 2050 hedeflerini gerçekleştirmek için 1 trilyon avro bütçe ayrılfığı deklere eedilmiştir. İklim hedefleri çerçevesinde bütçenin, içinde yeşil (temiz) hidrojenin de bulunduğu projeler için kullanılması öngörülmektedir.

Dünya’da durum böyleyken Türkiye’nin de enerji stratejisi içinde hidrojenin yeri gün geçtikçe artıyor.

Green Hydrogen

 

Türkiye’nin yeşil hidrojen potansiyeli:

Türkiye, geçen günlerde Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasıyla birlikte belirlediği 2053 yılı için net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda dönüşüm yol haritasını da buna göre şekillendirmekte. Bu dönüşüm içerisinde yeşil hidrojen hem Türkiye’nin enerji ihtiyaçlarını karşılaması hem enerji ithalatına bağımlılığı azaltması hem de yeni bir ihracat kalemi oluşturabilecek olması açısından önemli bir yer edinecek alternatiflerden biridir.
Hidrojenli ve elektrikli sistemler geleceğin enerji ihtiyacını karşılamak için üzerinde en çok durulan ve geliştirilen teknolojilerdir. Ancak Elektriği depolamak için içerisinde onlarca kimyasalın kullanıldığı ağır bataryalara ihtiyaç duyulmakta iken hidrojenin böyle bir sorunu bulunmamaktadır. Hidrojen fosil yakıtlar gibi sıvı hale dönüştürülerek depolanabilmektedir.

Hidrojen Start-Up Yatırımları:

Şu anda dünyanın birçok yerinde hidrojenin daha çevreci, ekonomik, verimli üretilebilmesi ve taşınabilmesi için birçok AR-GE çalışmaları yürütülmekte ve bu alanda kurulmuş Start_Up’lar bulunmaktadır.
Firmmamız, bu alanlardaki bazı Start-Up’lara yatırımcı olarak yer almaktadır.